Ağrı Haberci

Gündeme sade, anlaşılır bir bakış

Çalışma Hayatı

Çalışma hayatının en az konuşulan ihtiyacı: tanınmak

Maaş ve unvan kolayca masaya gelir ama yaptığı işin görülmesini istemek nadiren dile getirilir. Oysa bu ihtiyaç işle kurulan bağın merkezinde durur.

Çalışma hayatında en az konuşulan ama en çok hissedilen ihtiyaçlardan biri tanınmaktır. Maaş, unvan, çalışma saatleri gibi konular masaya kolayca gelir. Buna karşılık "yaptığım işin görülmesini istiyorum" cümlesi nadiren açıkça kurulur. Çünkü bu cümle, söyleyeni zayıf gösterecekmiş gibi hissettirir. Oysa tanınma ihtiyacı, insanın çalışma ilişkisiyle kurduğu bağın merkezinde durur.

Neden yalnızca sonuç yetmez

İşin kendisi tatmin edici olabilir. Bir sorunu çözmek, bir projeyi bitirmek, dağınık bir şeyi düzene sokmak kendi başına iyi hissettirir. Ancak bu his kısa ömürlüdür ve tek başına taşınamaz. Uzun süre kimsenin fark etmediği bir işi yapmak, zamanla anlam kaybına yol açar.

Bunun sebebi bencillik değildir. İnsan, yaptığı şeyin bir yere değdiğini bilmek ister. Tanınma, bu değmenin kanıtıdır. Kimse "iyi iş" demediğinde kişi kendi kendine sorar: bu gerçekten gerekli miydi? Sorunun kendisi masumdur ama tekrarlandığında motivasyonun altını oyar.

Tanınma ile övgü aynı şey değildir

Övgü genel bir olumlamadır: "harikasın", "çok iyisin". Kulağa hoş gelir ama içi boştur, çünkü neyin iyi olduğunu söylemez. Tanınma ise spesifiktir. "O sunumda karmaşık kısmı sadeleştirmen işi kurtardı" cümlesi, on tane genel övgüden daha fazla iş görür.

Fark şuradadır: övgü kişinin kimliğine, tanınma ise emeğine yöneliktir. Emeğe yönelik geri bildirim tekrarlanabilir ve öğretici olur. Kimliğe yönelik övgü ise bir süre sonra karşılıksız kalır ve inandırıcılığını yitirir.

Bu yüzden bol övgü alan bir çalışan yine de görülmediğini hissedebilir. Duyduğu cümleler onun ne yaptığına değil, nasıl biri olduğuna dairdir. Zamanla bu cümleler kibarlık formülüne dönüşür ve anlamını kaybeder.

Görünmeyen işin sorunu

Bazı işler doğası gereği görünmez. Bir şeyin bozulmasını engelleyen çalışma, hiçbir zaman sonuç üretmiş gibi görünmez. Krizi önceden fark edip sessizce çözen kişi, krizi gürültülü biçimde çözen kişiden daha az takdir alır. Bu, kurumların en yaygın kör noktalarından biridir.

Benzer şekilde düzenleyici, toparlayıcı, arayı yapan işler de kolayca gözden kaçar. Toplantıda dağılan konuyu toparlamak, iki ekip arasındaki yanlış anlamayı çözmek, bir belgeyi anlaşılır hale getirmek. Bunların hiçbiri raporlanmaz ama hepsi olmadığında işler yavaşlar.

Görünmeyen işi yapan kişilerin zamanla iki tepkisi olur. Ya işi bırakırlar ve boşluk ortaya çıkar, ya da işi görünür kılmaya çalışırlar ve bu çaba abartılı bulunur. İkisi de kişinin değil sistemin sorunudur.

Tanınmayı istemenin yolu

Tanınma talebini dile getirmek beceriksizce yapıldığında rahatsız edici olur. Ancak birkaç sade yaklaşım işi kolaylaştırır. Bunlardan ilki, sonucu değil süreci anlatmaktır. "Şu iş bitti" demek yerine, "şu kısımda şöyle bir zorluk vardı, şöyle çözdük" demek, emeğin nerede harcandığını görünür kılar.

İkincisi düzenli ve kısa bilgilendirmedir. Kimse haftalık rapor okumak istemez ama iki cümlelik bir not, işi kimin taşıdığını hatırlatır. Bu, övünmek değil; bilgi paylaşmaktır.

Üçüncüsü ise başkalarını tanımaktır. Tanınma kültürü olan yerlerde bu genellikle birinin başlatmasıyla kurulur. Meslektaşınızın katkısını açıkça söylediğinizde, o alışkanlık yayılır ve size de döner.

Zamanlama da önemlidir. Bir işin bitiminden haftalar sonra gelen takdir, gecikmişliği yüzünden etkisini büyük ölçüde kaybeder. Kişi o dönemi çoktan geride bırakmıştır; hatta zorlandığı anda görülmediği için kırılmıştır. Aynı cümle işin ortasında, en yorucu noktada söylenseydi çok daha fazla iş görürdü. Tanınmanın değeri, ne kadar süslü söylendiğine değil, ne zaman söylendiğine bağlıdır.

Kimin söylediği de fark yaratır. Aynı işi yapan, zorluğunu bilen bir meslektaştan gelen kısa bir cümle, uzaktaki bir yöneticinin genel bir takdirinden daha ağır basar. Çünkü ilki, emeğin nereye harcandığını gerçekten görebilecek konumdadır.

Kendi ölçünüzü kurmak

Tüm bunlara rağmen dış tanınma her zaman gelmez. Bazı dönemler görülmeden geçer. Bu durumda tek çare, kendi ölçünüzü elinizde tutmaktır. Ne yaptığınızı, neyi zorlanarak başardığınızı ve neyin gerçekten iyi olduğunu bilmek.

Bu, dış onaya ihtiyaç duymamak anlamına gelmez. Sadece, o onay gecikirse yıkılmamak anlamına gelir. Tanınma ihtiyacı doğal ve meşrudur; onu inkâr etmek yerine, nereden geldiğini ve ne kadarının kendi elimizde olduğunu bilmek daha sağlıklı bir denge kurar.